İnsanlara yaranmak gerçekten çok zordur. Ağzınızla kuş tutsanız da onlara yaranamazsınız. Kırk yıl sırtınızda taşırsınız, bir gün indirmeye görün, hemen kötü olursunuz. On yıl boyunca istisnasız her sabah birine harçlık verin, bir gün vermeyin de görün, onun gözüyle sizin ne kadar kötü bir insan olduğunuzu.
İnsanlara yaranmanın zor olduğu dünyamızda da Şanlıurfa insanına yaranmak, çok daha hüner isteyen zahmetli bir iştir. İnce eleyen sık dokuyan, hem kendinden, hem karşındakinden bıkmış bir Şanlıurfalıya yaranmak, dilini kültürünü bilmediğiniz bir Jamaikalıya yaranmaktan daha meşakkatlidir.
Hal böyle iken, “ALLAH bizi yönetenlere yardım etsin” diyesim geldi doğrusu. Gerçekten de bir Urfalının gözüne girmek cambazlık ister. Her tarafa gül ekseniz dikeninden yakınır topa tutar, ayağının altına kilim döşeseniz, desenini beğenmez topa tutar...
Şimdi tüm bunları niye yazdım?
Bilirsiniz; bir gazeteci olarak Şanlıurfa’da değişen, revizyon gören veya yeniden inşa edilecek olan bir proje mi var? Hemen mikrofonumuzu halka uzatır nabzını yoklarız, acaba halk nasıl düşünüyor diye. El insaf yani, bir insan her şeyi mi eleştirir? “yapılan iş güzeldir” atasözünden habersiz, yapılan hizmetin hiç mi iyi bir yanını göremez?
Çifte Han civarında bulunan “Arap meydanını” hepiniz bilirsiniz. İncecik bir yol, sollu sağlı park etmiş araçlar, kamyondan sepetli motora envai türlü vasıta ve dükkan dükkan dolaşan müşteri trafiği… Kornalara asılan mı dersiniz?, ikinci şeride parkeden mi dersiniz? Yoksa tali yoldan ana yola çıkacağım derken, trafiği kilitleyen mi dersiniz? Kızılca kıyamet…
Bu eksik yöneticilerimiz tarafından görülmüş olacak ki; Çifte Han civarındaki yola, tek taraflı akış izni verilmesi gündeme getirildi. Ha, yolun tek taraflı hizmet vermesini uygun görmemiz, bu projenin kaymak gibi cukka diye oturmasından değil, getirisinin götürüsünü silip atacağından kaynaklanmaktadır. O şekilde keşmekeş, bunaltıcı bir trafik göreceğime, arkadan dolanır, yolu tek taraflı kullanırım daha iyi.
Bu uygulama daha hayata geçirilmeden, mikrofonu gören herkes “biz bittik, kepenklerimizi kapatalım daha iyi, biz bu kalabalığa alışmıştık” gibi gayet alaturka bir düşünce sergiledi. Ben onları dinlerken “el insaf hırsızın hiç mi suçu yok?” dedim içimden, ama nafile. Herkes hem fikir…
Acaba ben mi yanlış bir objektife sahibim? diye düşünürken, bu defa yeni açılan otogar hakkında yazılanlara bir göz atayım dedim. Gördüğüm manzara şu oldu; istisnasız her gazete gün aşırı otogarın eksiklerine değiniyor, tabiri caiz ise açık aramak için fırsat kolluyordu. Yerel manşetler “otogar sorunu bitmek bilmiyor”, “kendisi yeni, sorunları eski”, “otogarda yol sıkıntısı”... benzeri şekilde atılmıştı.
Bu sefer de “ya, bu arkadaşlar eski otogarımızı hiç görmemiş, veya yeni otogara hiç gitmemiş” diyesi geliyor insanın. Sıfır bir daire alırken bile en az 3-5 ay oturma sıkıntısı çekilirken, koskoca bir otogarın açıldığı gün noksansız, tıkır tıkır işemesini beklemek ne kadar mantıklı olur? Birisi de çıkıp “gerçekten de eski otogar Urfa’yı mahcup ediyordu. Bir emek verilerek güzel bir proje ortaya çıktı. El birliği ile ufak tefek eksiklerini giderip, modern mimarisi, yürüyen merdiveni ve havadar mevkisi ile yeni otogarımız ile övünelim” dese şaşarım.
Sözüm ona artık tenkit etmekten vazgeçip, hizmete hep birlikte ortak olalım. Hatta bazen Sezar’ın hakkını da Sezar’a verelim. Memleket menfaatine olan bir hizmet varsa, münferit olarak menfaatimize dokunuyorsa bile, en azından memleketimiz hatırına destek verelim. Toplumsal kalkınma ancak bu şekilde gerçekleşir. Yoksa, “her şeyi tenkit etmekle bir yere varılmaz” diyor, saygılar sunuyorum.